27th
May
2008
EGFR DNA analizinin akciğer ve pankreas kanserinin tedavisindeki önemi nedir ? Akciğer kanseri saptanmış hastalarda tümör dokusunda EGFR gen bölgesinin incelenmesi ve test sonuçlarının pozitif çıktığı hastalarda tedavi aşamasında belirli ilaçların tercih edilerek kullanıması aşamasını 2006 yılı başlarından itibaren takip etmektedir. Bu şekilde hastaların tedaviye yanıt verme şansının yükseltilebildiği konusu dikkatimizi çekmiştir. Günümüzde birçok hekim bu bilgiler ışığnda akciğer ve pankreas kanseri saptanan hastalarda bu testi istemekte ve test sonuçlarına göre Iressa (Gefitinib) ve Tarceva (Erlotinib) adlı ilaçları kullanarak başarı şansını arttırmaya çalışmaktadır.
Yazının tamamını oku »
Kategori Genetik Bilim, Hayat, Genetikçilere verilen sorularn Cevapı, Kalıtsal Hastalıklar ve Sendromlar |
27th
May
2008
Adenozin 5′-trifosfat, hücre içinde bulunan çok işlevli bir nükleotittir. İngilizce Adenosine Triphosphate’dan ATP olarak kısaltılır, en önemli işlevi hücre içi biyokimyasal reaksiyonlar için gereken kimyasal enerjiyi taşımaktır. fotosentez ve hücre solunumu (respirasyonu) sırasında oluşur. ATP, bunun yanısıra RNA sentezinde gereken dört monomerden biridir. Ayrıca ATP, hücre içi sinyal iletiminde protein kinaz reaksiyonu için gereken fosfatın kaynağıdırKimyasal Özellikleri ATP, adenozin ve üç fosfat grubundan oluşur. Adenozinden itibaren sayınca ikinci ve üçüncü fosfat grupları arasındaki bağın enerjisi çok yüksektir. Bu bağın kırılmasıyla ATP, ADP’ye dönüştüğü zaman meydan gelen enerji değişimi, hücre içinde -12 kCal/mol, labortuvar şartlarında ise -7,3 kcal/mol’dür. Açığa çıkan bu büyük enerji miktarı, biyokimyasal reaksiyonlarda ATP’nin bir kimyasal enerji deposu olarak kullanılmasına yarar.
Sentezi ATP çeşitli yollarla sentezlenebilir. Aerobik şartlarda ATP sentezi mitokondrilerde, oksidatif fosforilasyon yoluyla gerçekleşir. Anaerobik şartlarda ise fermantasyon yoluyla olur.
ATP sentezinde yakıt olarak başta glikoz ve trigliseritler kullanılır. Trigliseritlerin bozunumunda gliserol ve yağ asitleri oluşur. Hücre sitozolunda glikoz ve gliserol, glikoliz yoluyla pirüvata dönüştürülürler.amfosforilasyonu yoluyla bu aşamada bir miktar ATP pirüvat kinaz ve fosfogliserat kinaz enzimleri tarafından sentezlenir. Pirüvat sonra mitokondride oksitlenmeye devam eder.
Yazının tamamını oku »
Kategori Genetik Bilim |
27th
May
2008
Bütün genler; adenin, guanin, sitozin ve timin isimleri verilen dört farklı maddenin, değişik şekillerde dizilmesi ile meydana gelirler. Adenin, guanin, sitozin ve timin maddecikleri A, G, C ve T harfleri ile gösterilirler. Bu harflerden belirli sayıda bulunan bir bölge, bir gen bölgesidir. Art arda dizilmiş yüzlerce harften oluşabilen genlerin her bir üç harfi, bir amino asit kodlar.Genlerin kodladığı arka arkaya dizili amino asitler, organizmaya gerekli olan proteinlere dönüşürler. Bir çok genin içinde amino asit kodlamayan harf bölgeleri bulunur. Bu harflerin olduğu bölgelere intron bölgeler denir. Ama insan ve hayvanlarda bulunan histon ve interferon genlerinde, diğer genlerden farklı olarak intron bölgeler bulunmaz. Bunun nedeni bu genlerin, evrim süreci içerisinde çok ayırtedici işlevlerinden dolayıdır
HİSTON VE İNTERFERON GENLERİNDE NEDEN İNTRON BÖLGE BULUNMAZ
Adenin, guanin, sitozin ve timin moleküllerinin oluşturduğu, sarmal ip merdiven biçimli yapı DNA’dır. Adenin, guanin, sitozin ve timin maddecikleri kısaca A, G, C ve T harfleri ile gösterilirler. A, G, C ve T maddeciklerinin birbirine bağlanmasından, uzun sarmal ip merdiven biçimli DNA oluşur. İnsan DNA’sında A, G, C, ve T harflerinden yani maddeciklerden 3 milyar tane var. İnsandan insana bu 3 milyar harften ancak 3 milyon tanesi farklıdır, bu 3 milyon molekül farklı şekillerde dizilmiştir. DNA’yı oluşturan bu 3 milyar A, G, C ve T harfleri ile simgelenen moleküller dizilişlerine göre değişik bölgeler oluştururlar. Oluşan bu bölgelerin bazılarıda genlerdir. İnsan da dahil bütün canlıların sahip oldukları vücut özelliklerini belirleyen genleridir. Canlıların sahip olduğu gen sayıları farklıdır. Gen sayıları farklı olduğu gibi genlerin içinde bulunduğu DNA ‘yı oluşturan A, G , C ve T harfleri ile simgelenen moleküllerin sayısı da farklıdır. Bakterilerin molekül sayıları daha azdır. Küçük bir bakteri yaklaşık 600 bin molekülle, yaşamını var edecek kadar gerekli genleri oluşturabilmektedir. Bütün canlılarda her bir gen bir protein sentezler.
Yazının tamamını oku »
Kategori Genetik Bilim, Yeni Haberler |
27th
May
2008
Yaşamımız boyunca bedenimiz devamlı değişir, her gün, her dakika, her saniye. Her sene bedenimizdeki molekül ve atomlarımızın % 98i yenilenir. Her sene tümüyle değişir ve yenileniriz. Her yaşayan canlı, sürekli parçalanıp bütünleşmek gibi birbirinin zıttı iki işlemin dengesiz bir dengesi içindedir. George Washington Üniversitesinde uygulamalı bilimler mühendisi olan Simon Berkovichin hipotezi; DNA kalıtsal madde taşımaz ama kalıtsal bilgiyi ve geçmiş anıları alma yeteneğine sahiptir.Yaşamımız boyunca bedenimiz devamlı değişir, her gün, her dakika, her saniye. Her sene bedenimizdeki molekül ve atomlarımızın % 98i yenilenir. Her sene tümüyle değişir ve yenileniriz. Her yaşayan canlı, sürekli parçalanıp bütünleşmek gibi birbirinin zıttı iki işlemin dengesiz bir dengesi içindedir. George Washington Üniversitesinde uygulamalı bilimler mühendisi olan Simon Berkovichin hipotezi; DNA kalıtsal madde taşımaz ama kalıtsal bilgiyi ve geçmiş anıları alma yeteneğine sahiptir. Simon Berkovich DNA bilgisinin bir barkot veya eşsiz bir tanımlama anahtarı vazifesini gördüğünü, beynin yalnızca bilgiyi bir alıcı verici gibi aktardığını ama bilgiyi depolayıp işlemediğini söylüyor. Buna genetik yapılanma bilgisi de dâhil (bedenin özel fonksiyonlu değişik hücre sistemleri ile yapılanma şekli). Quantum Fizikçi Erwin Schrödingere göre; DNA statik bir moleküldür ve statiksel uygulamalar evre-uzaydan gelen Quantum mekanik uygulamalardır. Onun teorisinde DNA bir Quantum anten gibi yerel olmayan komünikasyon aracı olarak işler.
Yazının tamamını oku »
Kategori Genetik Bilim |
27th
May
2008
Dünyada, genetik kopyalama alanında önde gelen bilimadamlarından Güney Koreli Hwang Woo-suk’un çalışmaları üzerinde yapılan bir inceleme, yapılan araştırmaların sonuçlarının doğru olmadığını ortaya koydu.
İnceleme sonucunda 11 deneyden dokuzunun sonuçlarında tahrifat belirlendi Doktor Hwang’ın çalışmalarını inceleyen meslektaşları, geliştirildiği belirtilen 11 kök hücre zincirinden dokuzuyla ilgili sonuçlarda kasıtlı olarak tahrifat yapıldığını belirlediler. Güney Kore Üniversitesi’ndeki soruşturmayı yürüten bilimadamları, ortaya çıkan sonucun büyük bir skandal olduğunu ve bilimin temel prensiplerinin ihlal edildiğini söylediler. Doktor Hwang, geçen hafta yaptığı açıklamada, ekibinin, hastalara özel kök hücreler üretmeyi başardığını, bunun da bir dizi hastalığın tedavisinde önemli bir adım olduğunu açıklamıştı. Güney Kore’de kök hücre ve genetik kopyalama alanında çalışan ve ülkesinde bir kahraman olarak görülen Profesör Hwang Woo-suk araştırmalarında, uzman heyetinden kişilere ait yumurtaları kullanması nedeniyle geçen ay istifa etmişti. Yazının tamamını oku »
Kategori Yeni Haberler |
27th
May
2008
Hollandalı bilimadamları, ilk kez bir kadının DNA diziliminin tamamlandığını iddia etti. Leiden Üniversitesi Tıp Merkezi araştırmacıları, kendi ekiplerinden genetik uzmanı Marjolein Kriek’in gen haritasını çıkardıklarını öne sürerek, dizilimi gözden geçirdikten sonra yayımlayacaklarını belirtti. İnsanın DNA diziliminin ilk olarak 2007′de tamamlandığı açıklanmıştı. Daha önceki gen haritası çalışmaları, aralarında Francis Crick ile birlikte DNA’nın ikili sarmal yapısını keşfeden bilim adamı James Watson’un da bulunduğu 4 erkekle yapılmıştı.
Kaynak : http://www.genbilim.com/content/view/5189/52/
Kategori Genetik Bilim, Hayat, Yeni Haberler |