31st
January
2008
Yeni Kök Hücrelere Doğru

Çeşitli ülkelerden bilim insanlarının yer aldığı 3 farklı araştırma grubu, farelerin deri hücrelerine, embriyonik kök hücrelerin sahip olduğu özellikleri kazandırmayı başardı. İnsan embriyolarından kök hücre elde edilmesi üzerindeki etik ve politik tartışmalar halen sürerken, yeni çalışmaların sonuçları bilim dünyasında büyük heyecanla karşılandı. Araştırmacılar, öncelikle elde ettikleri bu yeni kök hücrelerden yeni ve farklı doku hücreleri oluşturmayı deneyecekler. Bir sonraki adımsa, aynı tekniğin insan deri hücrelerine uygulanıp uygulanamayacağının test edilmesi olacak. Uzmanlar, tekniğin insanlarda da işe yaraması durumunda doku nakilleri için kişinin kendisinden alınan deri hücrelerinin rahatlıkla kullanılabileceğini söylüyorlar.
Derleyen: Deniz Candaş
Kaynak: TÜBİTAK
Kategori Genetik Bilim |
31st
January
2008
Gün İçinde Öğrendiklerimizi Uykudan Önce de Depoluyoruz!

İyi bir uyku, gün boyunca edindiğimiz bilgileri depolamamız için çok önemlidir. Ancak yeni bir araştırma sonucuna göre, beynimiz bilgileri yalnızca uyku sırasında depolamıyor; öğrendiklerimizi uykudan çok önce depolamaya başlıyor. Bu süreç, siz başka bir şeyle uğraşırken, başka bir şey düşünürken bile devam ediyor.
Beynimizin öğrenme sürecini gerçekleştiren kısmı, uyku sırasında etkin hale geliyor. Beynimizde oluşan bu etkinlik, uykuyla beraber öğrendiklerimizin kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe geçirdiğimizin bir kanıtı aslında! Ancak beynimiz, bu işlemi yapmak için ışıkların kapanıp gece uykuya daldığımız anı beklemiyor. Yazının tamamını oku »
Kategori Bilim ve Kültür |
31st
January
2008
Kuş Gribi Aşısına Bir Adım Daha Yakın

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından geçtiğimiz Cuma günü yapılan açıklamada, kuş gribine karşı aşı üretiminde önemli ölçüde yol alındığı, ancak henüz gerekli miktarda üretimin yapılmasının olanaksız olduğu belirtildi. İnsanlarda ölümcül olan 5 kuş gribi soyundan 2?sine karşı üretilen yeni aşıların, ilk kez koruyucu özellikte bir bağışıklık tepkisi oluşumunu tetikleyebildiği açıklandı. Aşıların başarısı tam olarak kabul edildikten sonra, aynı tekniklerin kullanılmasıyla diğer soylara karşı da aşı geliştirilebileceğini belirten uzmanlar, önlerindeki tek sorunun zaman olduğunu söylüyorlar. Yeni bir soy için aşı üretmenin ortalama 3 ay gibi bir zaman alacağını söyleyen araştırmacılar, talebin tamamını karşılayabilecek kadar üretim yapılamayabileceği konusunda endişeli. Ancak, daha etkin aşıların üretimiyle, birim başına dozaj miktarının azaltılması yoluyla bu sorunun üstesinden gelinebileceği umuluyor.
Kategori Bilim ve Kültür |
31st
January
2008
İnsanüstü Görüş Yeteneğine Doğru

Washington Üniversitesi’ndeki mühendisler mikroskobik üretim teknikleri sayesinde esnek ve kullanımı emniyetli bir kontak lens içine elektronik devre ve ışıklar koymayı başardılar.
Bu teknoloji sayesinde, ileride gözümüz, dış dünyadan bize gelen görsel bilgiden fazlasını alabilecek. Bu konudaki çalışmalar henüz bu türden gelişmelere yol açacak kadar ileri durumda değil fakat yine de gelecekteki ilerlemeler konusunda umut verici.
Gelecekte bu teknolojinin çok geniş alanlarda kullanılabileceği kesin. Böyle bir lensin kullanıcıları, başkalarının göremeyeceği şekilde, havada bir ekran varmışçasına görüntü izleyebilecekler, internette dolaşabilecekler. Ya da insanların görme yetenekleri bu lensler sayesinde geliştirilerek gece görüşü ya da kızılötesi gibi yetenekler sağlanabilecek. Ama uzmanlar, bu gelişmelerin çok yakın zamanda mümkün olmadığını belirtiyorlar. Yazının tamamını oku »
Kategori Bilim ve Kültür |
31st
January
2008
Bu Oyunun Galibi, Açık Farkla Şempanze!

Adını, özellikle de Japonya’nın Kyoto Üniversitesi’nde yapılan araştırmalarla duyurmuş olan 7 yaşındaki sevimli şempanze Ayumu, şimdi de üniversite öğrencilerini açık farkla yendiği bir bellek oyunuyla yıldız oldu. Bu şerefi kendi gibi iki genç şempanzeyle paylaşan Ayumu’nun oynadığı oyun, bir bilgisayar ekranında hızla yanıp sönen rakamların yerini doğru hatırlamayı içeriyor. Bu, çalışmayı yöneten Tetsuro Matsuzawa’ya göre şempanzelerin insanlardan daha akıllı olduklarını göstermiyor; sonuçlar yalnızca “basit bir gerçeğin yansıması: Şempanzeler bu konuda -yani çevrelerinin fotoğrafik görüntülerini hızla alıp belleğe kaydetmede- bizden iyiler.” Yazının tamamını oku »
Kategori Bilim ve Kültür |
31st
January
2008
Benim merak ettiğim saçlar nasıl beyazlar yani vücutta ne oluyor da saçlar beyazlıyor?(Ezgi Görgülü)
Vücudumuzda iki kıl tipi mevcuttur. Bunlardan biri yumuşak, ince, kısa, açık renkli ya da renksiz ve vücutta yaygın olarak bulunan, ayva tüyleri de denilen “vellüs tipi” kıllar, diğeri uzun, sert, pigmente (renk maddesi) sahip, kalın, saç, sakal, bıyık ve diğer bazı bölgelerde bulunan “terminal” kıllardır. Kaş ve kirpik gibi bölgelerde yer alan terminal kıllar kısa kalabilir ve büyümesi de hormonlar özellikle androjenler tarafından düzenlenir. Saç da, kafa bölgemizde bulunan kıllardan oluşan ve “büyüme döngüsü” denilen, büyüme ve dinlenme evrelerini içeren döngüler geçirip uzayan kıl kökleridir. Rengi, bulbusdaki (beyin sapı olarak bilinen ve omuriliğin beyinle olan bağlantısını sağlayan yapı) melanositler tarafından sentezlenen melanin pigmenti tarafından sağlanır. Yani melanositler, melanin pigmenti (renk maddesi) yapmakla görevli hücrelerdir. Melanositler içinde “melanozom” adı verilen hücre içi organelleri vardır. Melanin sentezi de asıl olarak bu melanozomlarda gerçekleşir. Yazının tamamını oku »
Kategori Genetik Bilim |
31st
January
2008
İnsanda ve bezelyede baskınlık çekiniklik nedir? (Bilgesu Şarkbülbülü)
Lütfen anımsayın “Merak Ettikleriniz?” bölümünde “Bir genin baskın veya çekinik oluşu ne demektir ve bu neye göre belirleniyor?” sorusuna yanıt vermiştik. Yazarımız Deniz Candaş bu soruyu şöyle yanıtlamıştı:
“Belirli özellikler, 2’li gen çiftleri veya daha çok sayıda gen içeren gen takımlarıyla kendini gösteriyor. Baskın bir gen, yanındaki diğer genlerde bu özelliğe ait kalıtım bulunmasa bile (baskılayıcı bir faktör olmadığı takdirde), mutlaka kendi özelliğini diğer genlere baskın hale geçiriyor ve fenotipe (dış görünüşe) yansıtıyor. Çekinik genlerse, bunun tam tersi şekilde, yalnızca gen ikilisi veya seti içerisindeki genlerin tamamında aynı özellik var ise fenotipe yansıyabiliyor. Aksi takdirde, daima baskın genler tarafından perdeleniyorlar. Genlerin sahip olduğu allellerde de aynı durum geçerli. Örneğin, koyu renk özelliğinden “K” geninin sorumlu olduğunu varsayalım. Genellikle büyük harf yazılımları baskın (dominant), küçük harf yazılımları ile çekinik (resesif) allelleri belirtir. Yani bu gen “k” olduğunda çekinik bir özellik taşıyacaktır. Çekinik olan “k” geninin de açık renk oluşumu ile sonuçlandığını varsayalım. Eğer bu özellik “Kk” olarak kalıtlanırsa (ki burada k’lerden her biri, bir allele karşılık gelmektedir), yukarıda yazdıklarımıza göre, büyük harf ile yazılı olan baskın allel diğerine üstün gelecek ve özelliğin fenotipte görülmesine neden olacaktır. Yani, gelişen canlı koyu renkli olacaktır. Canlının açık renkli olması, açık renkten sorumlu olan allelin çekinik bir özellik taşıması nedeniyle, sadece “kk” durumunda kendini gösterebilecektir. Yani, çekinik gen, sadece kendisini baskılayacak bir gen olmadığı durumda fenotipe yansıyabilir. Genlerin veya allellerin baskınlık veya çekiniklik özellikleri ise, bu genlerin ürünleri olan bazı proteinlerin biyokimyasal özellikleri ile ilişkili. Çok kısa bir şekilde, baskın genin ürettiği proteinler, çekinik genlerin ürettiği proteinlerden daha güçlü ve bu nedenle de daha etkili.”
Sizin yönelttiğiniz sorunun yanıtı da bu yanıtta var. Ayrıca yine Merak Ettikleriniz bölümünü incelerseniz sorunuzla ilgili pek çok yanıt ulaşabileceksiniz. Örneklemeler yapalım: Yine Deniz Candaş konuyla ilgili şu yanıtı hazırlamış: “Canlılardaki biçimsel ve renksel özelliklerin, belirli gen bölgeleriyle şifrelendiğini ve bu özelliklerden sorumlu olan kromozomların ‘allel’ adı verilen bölgelerden oluştuğunu biliyoruz. Alleller, kromozomlarda birbirini tamamlayan ve Yazının tamamını oku »
Kategori Genetik Bilim |
31st
January
2008
İşte beynimizin hiç bilmediğimiz, çok şaşırtan 9 sırrı ve özellikleri. Okuyun şaşıracaksınız.

1. Bilgi nöronlarda nasıl kodlanıyor?
Beynin en karışık işlemlerinden bir tanesi, bilginin kodlanması. Bu süreçte beyindeki nöronlar, yani sinir hücreleri, zarlarının dışında elektrik akımı oluşturuyor. Bu elektrik akımları, ‘akson’ adı verilen uzantılara ulaşarak, onlar vasıtasıyla gerekli olan kimyasal sinyallerin açığa çıkmasını sağlıyor. Bu akımlar sayesinde dünyayla, çevremizde olup bitenle ilgili bilgiler beynimize aktarılıyor. “Ne görüyorum?”, “Aç mıyım?”, “Hangi sokağa sapayım?” gibi sorulara yanıt işte böyle bulunuyor. Bilim adamları, beyindeki bilgilerin tek tek hücrelerin içinde biriktirilmediğini tahmin ediyorlar. Bu bilgilerin ‘hücre grupları’ tarafından depolandığı düşünülüyor. Ancak hangi nöronların, hangi hücre gruplarına ait oldukları henüz bilinmiyor. Şu anki teknoloji ise binlerce nöronu aynı anda ölçecek kapasitede değil. Tek bir nöronun bağlantılarını bile şu an elimizde olan teknolojilerle görüntülemek imkânsız. Tek bir nöronun, yaklaşık 10 bin nörondan bilgi ve sinyal aldığını biliyor muydunuz? Beynin içindeki elektrik akımı sayesinde ise sinyal alışverişi çok hızlı olabiliyor. Bilim adamlarına göre, sinir sistemleri arasındaki bilgi aktarımının tek yolu, bu elektrik akımları değil. Bu nedenle, ‘bilgi taşıyan’ başka hücreler keşfetmeye yönelik araştırmalarını sürdürüyorlar. Burada, ‘glial hücreler’ üzerinde duruluyor.
2. Anılar beyinde nasıl saklanıyor ve nasıl tekrar hatırlanıyor?
Bir kişinin ismi gibi, yeni bir şey öğrendiğinizde beynin yapısında birtakım fiziksel değişiklikler meydana geliyor. Ancak bu değişikliklerin hâlâ ne tür değişiklikler olduğunu, nerelerde meydana geldiğini, bilginin nasıl depolandığını ya da yıllar sonra tekrar hatırlanarak tekrar nasıl gündeme getirildiğini anlayamıyoruz. Beyinde çeşit çeşit hatıralar var. Ancak beyin, ‘kısa dönem anılarla’ (yeni öğrenilen bir telefon numarasını hatırlamak gibi), ‘uzun dönem anıları’ (geçen yıl doğum gününüzde yaptıklarınız gibi) birbirinden bir şekilde ayırıyor. Bilim adamları ‘öğrenme’ ve ‘hafızada tutma’ şeklinin değişik beyin şekillerine bağlı olduğunu düşünüyorlar. Beyin travması ya da beynin zarar görmesi ise bu yetenekleri bozabiliyor.
Yazının tamamını oku »
Kategori Genetik Bilim |
28th
January
2008

Sindirim sisteminin önemli parazitlerinden biri olan Giardia lamblia da, genetik dizisinin tamamı açığa çıkarılan canlılar arasında yerini aldı. Araştırmacıların elde ettikleri bilgilere bakılırsa, Giardia çok uzun zamandır memelilerde enfeksiyonlara neden oluyor. Parazit canlının genetik dizisi de, bir milyar yıldan daha eskiye dayanan bir atasal gelişiminin olduğunu gösteriyor. Dışkı kökenli kirlilik yoluyla bulaşan parazit, özellikle kundak çocukları ve doğa severleri etkiliyor. Parazitin neden olduğu enfeksiyonlara karşı kullanılan ilaçlar bulunmasına karşın, bu ilaçlara karşı hızla bağışıklık kazanılıyor. Genom çalışmasının sağladığı bilgiler sayesinde, çok daha etkin ilaçlar geliştirilebilecek.
Kategori Genetik Bilim |
28th
January
2008

Kediler de giderek kabaran “genomu ortaya çıkarılan hayvanlar” listesindeki yerlerini aldılar. Dört yaşındaki Habeş kedisi Tarçın’ın (Cinnamon) gururla sergilediği genleri sayesinde, kediler de artık DNA dizilimleri belirlenen şempanze, makak, fare, sıçan ve köpek gibi memelilere katılmış durumdalar. Gerçi ortaya çıkan, aslında genomun ‘kabası’. Genomun gen içeren bölümlerinin % 65 kadarı belirlenebilmiş; ki, bu da 20.300 kadar gene karşılık geliyor. Yazının tamamını oku »
Kategori Genetik Bilim |